İstiklal Caddesi, santur, kahve ve çikolata…

SantoorBayramın ikinci günü sekiz saatlik bilgisayar başı mesaisinden sonra birşeyler yemek ve biraz da kafayı boşaltmak için dışarı attım kendimi. Önce yemek işi halledilmeli tabi. Canım kaşarlı döner çekince Bambi Cafe’ye girip damağımı keyiflendirmeye başladım. Yemeği afiyetle yeyince günahımı eritmek için karışıyorum İstiklal Caddesi’nin akıntısına. Belki de İstanbul’un en çok hoşuma giden yerleri bu sokaklar… 24 saat hiç bitmeyen bir canlılığı var. Günün her saatinde farklı yüzler, renkler, sesler…

Havanın soğuk olması esnafın işine yarıyor, ben de soğuğa yenilip kitapçıları gezmeye başlıyorum. Bir ikisini geziyorum, önceden karar verdiklerimi alıyorum ama bugün bana cazip gelen şey okumak değil . Aklım hala damak zevkimde. Algıda seçicilik beni dökme çikolatalara doğru yönlendiriyor. Fındıklı bitter çikolatamı yemeye başlayınca akşam huzurum geliyor yavaş yavaş. Yanımdan geçen insanların yüzleri daha mı gülüyor ne?

Sokağın ilk müzisyenlerine doğru yönlendiriyor beni duyduğum darbuka ve tefin ritmi. İki genç çocuk yerde, önlerinde buharı tüten birer bardak çay,  daha da kara yüzleri akşam karanlığında. Soğuğa inat çalıyorlar keyifle ve birazdan gelecek bahşişlerin ümidiyle. Kalabalığın arttığını fark edince kesiyorlar müziği usulca. Yankesicilere kolay av yapmamak lazım dinleyenleri, müşteri velinimettir ne de olsa, bir de Polisle arayı bozmamak var tabi.

Çikolata ile çoşan damağın keyfini kuzeni kahve ile tamamlamak lazım. Kahveyi içeceğim yere gitmek için serbest bırakıyorum dümeni, yine karışıyorum akıntıya. Aklımdan geçen ilk liman kapalı. Bayram tatili mi yapıyor, yoksa müşteriler soğuğa dayanamadığı için mi kapamış tezgahı karar veremiyorum.

Tünele yaklaştıkça küreklere asılmak gerekiyor biraz , seyreldi artık sokak ama uzaktan gelen müzik yeniden canlandırıyor beni. “Kaç zamandır duymak istediğim ses mi bu acaba?” sorusu beliriyor zihnimde. Aradığını bulmanın hoşluğu santurun sesiyle perçinleniyor. Yere çömelmiş santurun tellerine canveren müzisyene, gitarı ve darbukasıyla iki arkadaşı eşlik ediyor.  10-15 kişi dinliyoruz hafif hafif salınarak. Santurdan çıkan ses çok renkli, sanki aynı anda kanun, gitar, cura hepsi bir arada çalıyor. Kısa sürüyor bu keyfimiz, müzisyenler üşümüş, ısınmak istiyorlar, müzik kesiliyor. Önlerindeki gitar kutusundan Demo CD’lerini alıp kısa bir sohbet yapıyor, internet adreslerini alıyor ve yola devam ediyorum.

Sıra son darbede; kahve içilecek. Sıcak bir mekana girmek iyi geliyor. Kahvem de çok hızlı geliyor! Çalışanlar yorulmuş herhalde, son müşterileri gönderip evlerine atacaklar günün yorgunluğunu.

Santur’un sesi kulaklarımda kahvemi bitirirken eve yolculuk başlıyor…

1 thoughts on “İstiklal Caddesi, santur, kahve ve çikolata…”

  1. Ne güzel betimlemişsiniz bir İstiklal Gecesi ‘ni…Havanın soğukluğunu,kahvenin sıcaklığını,santurun sesini… Yaşamış gibi hissettim anlattıklarınızla… Ah bir de yanınızda sevdikleriniz varsa ne güzeldir İstiklal Geceleri…

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top